27 Aralık 2010 Pazartesi

-

  İster manalar dünyasına ait olsun aşk, ister mecazlar dünyasına..Gerçek aşkın sevgilisinde, surret aranmaz asla..
 Surete aşık olsaydın eğer, sevgili ölünce bırakırmıydın hiç onu?
 Sureti henüz üzerindeyken bu terk ediş niye o halde? Ey Aşık! Hele arayıp sor bakalım; kim senin gerçek sevgilin? Duyularla eğer algılansaydı sevgili, her duyunun algıladığına vurulurdun sevgili diye.
 Aşkı vefa ise eğer arttıran, nasıl olurda vefayı giderir suret?!
 Seven ile sevilen;Güneş ışığı duvara vurmuş gibi!.. Kendinde olmayan bir parıltıyı, onu sevmekle elde eden duvardır burada seven..ve güneştir sevilen..
 O halde bir çamur kerpicin güzelliğine gönül kaptırmakta neyin nesi ey temiz yaratılışlı kişi..
 Sonsuz olan güzellik dururken;bütün güzelliklerin kaynağı ve aslı dururken?!
 Aklının öngördüğüne aşık olan ey! Ve kendisini surete tapanlardan üstün gören ey!..
 Senin duygularını akıl ışığıdır kamaştıran.Hani bakırın üstündeki altın yaldızlar gibi.
 İşte o altın yaldızlardır insandaki güzellik.
 Yoksa nasıl olurda pas tutradı bakır ve nasıl olurda yaşlanırdı sevgililer?!..
                  

                                                                                                   (Mesnevi II, 703-712)

5 Aralık 2010 Pazar

Oysa hayattayız hepimiz


Hiçbir kelebek tek başına yaşamaz sevdasını
ölüm tek başına,aşk iki kişiliktir.
                                  A.Behramoğlu



"Dört kişi parkta çektirmişiz. Ben, Orhan, Oktay bir de Şinasi - Anlaşılan sonbahar - Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli - Yapraksız arkamızdaki ağaçlar - Babası ölmemiş daha Oktay'ın - Ben bıyıksızım - Orhan Süleyman Efendi'yi tanımamış - Ama ben hiç böyle mahzun olmadım - Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?- Oysa hayattayız hepimiz.."

Fotoğrafta yer alan kişiler, soldan sağa Orhan Veli, Şinasi Baray, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday'dır

19 Kasım 2010 Cuma

Vermeyince Mabud, Neylesin Sultan Mahmut :))

Sultan Mahmut tebdil-i kıyafet dolaşırmış zaman zaman. Yine böyle gezerken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.

“Tıkandı Baba, çay getir!..”
“Tıkandı Baba, kahve getir!..”
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
- Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı Baba meselesi?
- Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı Baba.
- Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi Sultan.

Tıkandı Baba da peki deyip başlamış anlatmaya; Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, herbirinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarinki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve olugu açmaya çalıştım. Ben ugraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden “Onlarinki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Ugraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı Baba”ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.

Tıkandı Baba’nin anlattıkları Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına: “Her gün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz” demiş.

Sultan Mahmut’un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba’ya baklavaları vermişler. Tıkandı Baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis. “Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şıyle agız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bagırmaya.
-Taze baklava, güzel baklava!

Bu esnada oradan geçen bir adam baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı Baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Müşteri baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken agzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim, diğer dilim derken bir bakmış ki her dilimin altında altın var. Ertesi akşam adam acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Müşteri hiçbir şey olmamış gibi: “Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım” demiş. Tıkandı Baba da “Peki” demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı Baba’ya her akşam baklavalar gelmiş ve adam da her akşam Tıkandı Baba’dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut: “Bizim Tıkandı Baba’ya bir bakalım” deyip Tıkandı Baba’nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan:
- Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi? Demiş.
- Geldi sultanım!
- Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
- Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağ olasınız, duacınızım.

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş. “Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı, hadi benimle gel” deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş. “Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir” demiş. Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda, düştü düşecek. Sultan demiş; “Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar” demiş ve askerlerden birini çagırmış. “Alın bu adamı Üküdar’ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin” demiş. Padişahın adamları “peki” deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler. “Baba hele suradan bir taş beğen bakalım” demişler. Baba, “niçin?” demiş. Askerler: “Hele sen bir beğen bakalım” demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline. “Ne olacak şimdi” demiş. “Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı” demiş. Adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişah’a haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş:

“VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT!”

Renklerin Ustası

Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış… Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş…Ve onu “Renklerin Ustası”anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş…

Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş…

Ranga Guru ise;
- Sen artık ressam sayılırsın Racaçi… Artık senin resmini halk değerlendirecek diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. 
Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor…

Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki… Alıp resmi götürmüş Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru…

Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte… Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.
Raciçi denileni yapmış… Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış..

Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış…
Ranga Guru ise;
Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün…

Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.. Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin…
Yapıcı olmak eğitim gerektirir… 
Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi…
Sevgili Raciçi Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın…
Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın…
Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur…
Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma!

15 Kasım 2010 Pazartesi

Hayyam'dan

Akılla bir konuşmam oldu dün gece, sana soracaklarım var dedim, sen ki her bilginin temelisin, bana yol göstermelisin. Yaşamaktan bezdim, ne yapsam ?..Bir kaç yıl daha katlan dedi..Nedir dedim bu yaşamak..? Bir düş dedi ; Bir kaç görüntü. Evi barkı olmak nedir dedim ?..Biraz keyfetmek için, yıllar yılı dert çekmek de...di..Bu zorbalar ne biçim adamlar dedim..? Kurt, köpek, çakal, makal, dedi. Ne dersin bu adamlara dedim ?..Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi..Benim bu deli gönlüm dedim, ne zaman akıllanacak..? Biraz daha kulağı burkulunca dedi.Aklıma sordum, nedir benden istediğin dedim...? ''AŞK'' dedi.. Öyleyse yüreğimi ele geçirmelisin dedim... O beni barındırmaz ki içinde dedi.Hayyam' ın bu sözlerine ne dersin dedim ?..Dizmiş alt alta sözleri ; Hoşbeş etmiş derim dedi.



 

Cümle Mühendisleri

Bir defa kalp kırmak ; Kâbe' yi alt üst etmekten daha kötüdür !..Zira kâbe' yi Hz.İbrahim inşa etmiş, gönlü ; Allah yaratmıştır

//Mevlana

 

Sakın sana kötüsün diyenlere aldırma !..Bana da gerizekalısın diyenler oldu..! Ve ben atomu parçalayıp ellerine verdim..

 //Albert Einstein 

 

İnsan fırsatların gelmesini bekler, fırsatlar da insanın gelmesini !..Fırsatlar bekler, insanlar bekler ; Kazanan hep mazeret olur

 //Paulo Coelho,

 

Nefes al. Şimdi öksür..Ayrılık rüzgarında yüreğin açık uyumuşsun !..Hüzünden kangren başlamış yüzünde..! Aşkında kırk derece !..Hastayı ameliyata hazırlayın ; Kalbini alıyoruz...!

 //Özdemir Asaf

 

Çok sevdiğin ama geri döndüremeyeceğin kişilerin en kötü yanı ; Onları her hatırladığında, seni tekrar tekrar terk etmeleridir.

 //Lev Nikolayeviç Tolstoy 


13 Kasım 2010 Cumartesi

...

 
Beni, kendisiyle kökten bir hesaplaşmaya giren şu gariban, sokaktan gelme adamı, meşhur etmek, popül...er kılmak için uğraşan tekmil zevata şunu söylemek istiyorum.

Ben davayı satmıyorum.
Sadece “dava o değildi galiba” demeye çalışıyorum.
Zokayı yutmamak için de “zincirlerimden başka kaybedecek hiçbir şeyim yok ey Muhammed (s.a.v).
Bana mutmain bir kalp için gerekeni söyle” diyerek yalvarıyorum.

Adım İsmail Kılıçarslan; ama ismimin baş harfleri vallaha da billaha da “acz” tutuyor.

İsmail Kılıçarslan



 

8 Kasım 2010 Pazartesi

..

Birgün adımızı soracaklara bi avuç toprak götüren olacak...

Önemli olan o toprak oluşa doğru yoldan ve doğru bir yolculukla ulaşmak.
Hani böyle perdeyi aralayıp ya da kafayı kaldırıp yarına bakmak kadar karamsar ya tüm olanlar.


Neyse...


...Biliyorum,bize ümit yakışır..

Enaniyet

Kıyâmet günü Allahü teâlâ üç kimse ile konuşmaz, yüzlerine bakmaz, onları tezkiye etmez (temizlemez) ve onlara çok acıklı bir azâb verir. Bu üç kişiden biri de yoksul veya fakir olup da, enâniyet sâhibi olan kimsedir. (Hadîs-i şerîf-Sahîh-i Müslim)


Ben yaptım, ben gördüm, ben söyledim diyen kimse, bununla enâniyetine işâret etmiştir. Akıllı kimse ben yaptım, ben gördüm, ben söyledim nasıl diyebilir. Beşeri sistemlerin bütünü başarılarını insana mal eder."İnsan yaptı,insan icad etti."Diyerek insanı ön planda tutarlar.Şuurlu müslümanlarda bilirlerki kendi hayatlarına bile hakim değiller.Mesela çok büyük hastaneler yaptılar.Labaratuvarlar kurdular,tıpta çok ileri gittiler fakat " her canlı ölümü tadacaktır." ayetinin dışına çıkamadılar.
 
İnsanın kendisi bir alettir.Allah o aletle kendisini tanıttırıyor.Göz vermiş görüyor,etten kulak yaratmış işitiyor,etten beyin yaratmış problem çözüyor.İnsan anlamalıki bu işleri et yapamaz.Çünkü kasaptada et çok böyle düşünürse sebepleri aşar,sebepleri yaratana bakar..

teselli

Günah, sadece Müslüman’a yakışır. Yakışırsa.
Modernleşmenin sol ve sağ kolunu temsil edenler, günahı Müslüman’a yakıştıramazlar.Günah bir Müslüman’ı mahzunlaştırıp güzelleştirirken, onları iyice çirkinleştirir. Oysa günah bize boynumuzu büktürürken, başımızı eğdirten, yanaklarımızı ıslatan ve bizim bahçeye davet edilmemizi sağlayan bir fırsattır.Başımızı ellerimizin arasına almamızı sağlayandır. Düşünceler ile tanıştırandır. Bizi hüzünlendiren, hüzünden bir zırhla bizi boş işlerden koruyan bir vesiledir günah.

Sevap fırsatlarını kaçıran biri için son fırsattır. Günahın acısıyla uyanma fırsatı, insana bahşedilmiştir.

Ama onlar kendilerini melek ya da şeytan gibi hissederlerken, bu ikisi arasında gidip gelirlerken, insanlık makamından çok uzaktadırlar.

İbrahim Paşalı


inandigimmasallar.com

5 kasım


Bu maskenin altında bir yüz var, ancak benim değil.
Ne altındaki kaslardan daha ‘ben’dir o yüz…
Ne de altındaki kemiklerden.
Bu maskenin altında etten daha fazlası var.
Bu maskenin altında bir fikir var!
Ve fikirler kurşun geçirmez.

4 Kasım 2010 Perşembe

Sevgilinin vefası var mı?

Halepte derisi yüzülerek öldürtülen ünlu sufi Nesimi "Gerçek hadis imiş bu ki sevgilinin vefası yoh" der.Büyük söz.Çok büyük söz!..

Burada geçen "hadis" kelimesinin lügattaki anlamı "doğru,gerçek" demektir.Bu doğruluk sebebiyle Hz.Peygamber Muhammed Mustafa'nın ümmetine bir tavır biçen söz ve hareketlerine hadis denmiştir.Yani hadis kişideki insaniyeti ortaya çıkarmak,o cevheri görünür kılmak bakımından doğruluk ve hakikatin aynası kabul edilir."Hub" kelimesi edebiyat ve tasavvuf terminolojisinde "iyiliğe sahip olan güzel(sevgiliyi)" karşılar.Buna göre dizeyi günümüz diline şöyle çevirebiliriz:"Hubun (iyi ve güzel sevgilinin) vefası yoktur.İşte size en gerçek(yani dünya yaratıldığından bu yana değişmeyen her daim doğruluğu ispat edilebilen) haber."Şair burda sanki iyi ile vefalılığı birbiriyle çelişiyormuş gibi gösteriyorsada gerçek öyle değildir.Çünkü vefalı olmak iyilerin karıdır.Kaldıki vefa kelimesinin sufi yansımalarına baktığımızda şaiirin burada bir çelişkiden ziyade seven ile sevilen arasındaki bir ilişkinin gereğine vurgu yaptığını görüyoruz.Vefa,her ne kadar sözlükte "bağlılık,sadakat" demek isede sufiliğie göre "Ruhu gaflet uykusundan uyandırarak hakikatli Sevgili'ye yönlendirmek; zihni dünya dağdası ile meşgul etmemek" şeklinde tanımlanır.Çünkü ancak Ruh gafletten uyanır,akılda dünya ilgisinden ayrılırsa gönül Sevgili'ye yönelir,herşey Sevgili'ye göre düzenlenmeye hayat Sevgili merkezli yaşanmaya başlar.

Bu bakımdan Vefa,ruhun dürüstlük içinde bulunması,ezelde verilen söze sadakatle bağlı kalmak,"Ben sizin Rabb'iniz değilmiyim?" sorusuna karşı " Evet" dediğimizi hiç unutmamak demektir.Verdiği sözde durmayan insana vefalı denemeyeceğine göre Sevgili karşısında sözünü tutmayan bi aşıka hiç denemez.O halde "vefa" seven için yaratılmış bir kavramdır.Ahde vefa,misaka bağlılık elbette sevenin boynuna borçtur.Bunun mefhum-ı muhalifinden anlaşılan odur ki iyi ve güzel olan sevgilinin vefa gibi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.Yani sevgiliden,aşıklarına iyilikte bulunmak,yardım etmek,hallerini denetlemek gibi tavırlar beklenemeyeceği gibi hatta onlara gülümsemek,yüzlerine bir kerecik olsun bakmak gibi hallerde asla beklenemez.Çünkü sevgili nazda,seven niyazda daim olmalıdır.Bunun içindirki sevgilinin ayrılık,hicran,hasret gibi cefaları aşıklar için birer vefa sayılmalıdır.Çünkü sevgili,sevenini muhatap alıp cefa ettiğine göre ona bir kimlik vermiş,onu aşıkları arasında saymış demektir.Gerisi aşıkın kendini aşk yolunda ne kadar yetiştirebileceği,ne derece kemal kesp edeceği,bu ayrılık ve elemler ile ne kadar pişebileceğiyle alakalı bir yolculukran ibarettir.Yani sevgili aşıkına hasret çektirerek gerçekte onun hamlıktan kurtulmasına,kemale ermesine zemin hazırlamaktadır.Aşık bunun farkında olmazda ayrılıktan hicrandan şikayete başlarsa hamlık galebe çalmış demektirki sufiler arasında böylelerinin aşka yeteneği yok sayılır.Çünkü sevgilinin aşıkını muhattap almasından daha büyük vefa olabilirmi? Öte yandan her sevgili aynı değildir ve sevgilinin vefadar olanı elbette tercih edilir.

Arada sıradada olsa aşkına Merhaba diyen,bir göz ucuylada olsa ona bakıvererek gnlünü şad eden bir sevgili hakikat adına vefa gösteren himmet,lütuf ve kerem sahibi yüce bir sevgili demektir.Bir sultanın,kullarına arada sırada yüzünü göstermesi gibi.O kullarki her biri sultana yakın olmak,ona karşı vefalarını göstermek için yarış halindedirler.Nitekim mutlak Sevgili olan Allah Teala,Kur'anı-ı Kerim'de "Bana verdiğiniz ahde vefa edinki size verdiğim ahde vefa edeyim(Bakara,40)" buyurur.Bu durumda aşıka düşen şey,tıpkı Fuzuli gibi düşünüp" Yar kılmazsa bana cevr ü cefadan gayrı/Ben ona eylemezem sevgi vefadan gayrı" demekten gayrı ne olabilirki?!..

Madem ki insanın Kalü-Bela'da verdiği söz aşıkı Sevgili'ye,kuluda Sultana bağlayan bir misaktır,o halde aşıklık ile kulluk aynı kategoride değerlendirilmek gerekir.Bu durumda aşıkını Sevgili'sine verdiği söz ile kulun Rabb'e verdiği söz arasında fark yoktur.İkiside ahittir ve ikisindede ahde vefa gerekir.Yalnızca vefanın yolları farklıdır.Mesela avam için vefanın adı "ibadet"tir.Aydınlar için vefadan kasıt "ubudiyet"(hakiki kulluk aşırı bağlılık) olmuştur.Havas içinse vefanın adı (Sevgili için kendinden vazgeçmek)olmuştur.Bu kelimelerin hepsi abd(kul) kelimesinden türemiştir.Bu da bize hangi derecede olursa olsun,kulluğun(Aşıklık)vefadan ibaret olduğunu anlatır.

Vefa gösterilecek Sevgili ister Mutlak güzel olan Allah,ister onun güzelliğinden zerre miktarını ödünç taşıdığı için güzelleşen beşer olsun,fark etmez ahde vefa esastır!   

İskender Pala
17 ekim 2010

Kıssadan Hisse

Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
"Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
[Safahat: Yedinci Kitap]

29 Ekim 2010 Cuma

Düşündünmü hiç ?

Düşündün mü hiç?
Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını?Hergün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu?
Bu hayatın ne için yaşandığını?
Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini?
Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verildiğini?

Düşündün mü hiç?
Bugüne kadar hangi yolları izledin?
Kimlerin yaşamlarına dokundun?
Dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin?
Sevginle nelerin değerini çoğalttın?

Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu?
Onlara her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın?
Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin?
Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi?
Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti?

Düşündün mü hiç?
Varlığınla dünyada nasıl bir fark yarattın?
Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen rol aldın?
Hangi duyguların, hangi düşüncelerin başlangıç noktasında sen vardın?
Hangi ihtimaller senin sayende hayat buldu?
Senin sayende evrenin akışı nerede, nasıl farklılaştı?
Sen olmasaydın evrende acaba neler hiç yapılamamış olarak kalırdı?

Düşündün mü hiç?
Senin herşeyin bir parçası olduğun gibi herşeyin de senin bir parçan olduğunu
Bir çok başlangıcın öncesinin, bir çok bitişin sonrasının sen olduğunu.
Kendini akıp giden bir nehir gibi hissetsen de akmakta olan suyun ulaştığı son noktanın koskoca bir deniz olduğunu.
Bu dünyaya asla öylesine gelmedin.

Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin.

Herşeyin bir nedeni, bir anlamı olduğu gibi senin hayata gelişinin de bir amacı, bir anlamı, bir değeri, bir önemi var.Birbirini tetikleyen, birbirine karışan, birbirinin içinde eriyip, birbiriyle tamamlanan, bütün hareketlerin, bütün seslerin, bütün amaçların, bütün özlemlerin, bütün çilelerin, bütün mutlulukların, bütün acıların, bütün iyi ve bütün kötü şeylerin oluşturduğu evren de ki, birlik, bütünlük ve mükemmeliği, fark ettin mi hiç?

Varlığının, evrenin o muazzam kurgusu içinde hangi önemli görevleri üstlendiğini, hangi güzellikleri, hangi mükemmellikleri tetiklediğini, hangi olumsuz ihtimalleri doğma şansı tanımadan yok ettiğini,

Düşündün mü hiç?
 
 
H.Arıkan

5 Eylül 2010 Pazar

Ruhum bağlı Allah'a

Bugün çok huzurluyum.Boğazlarım şiş ama tuhaf bi dinginlik var.Kadir gecesi  bugün.Gerçi Ramazan'ın son 10 gününde aramak gerekiyor ama olsun.Onun verdiği bi mutluluk var.İnanmak çok güzel.Bi şarkıda geçiyordu temmuz ayında titremek gibi bişeydi sanki tam hatırlayamadımda şimdi, ama evet evet öyle bişeydi.Ne saçma demiştim.Ama banada oldu bazı bazı.Nedenini idrak edebildim.İnsanın başına ne geleceği hiç belli olmuyo blog.Ben en çok kendi kendimden çekiyorum.Başıma ne geldiyse hep benim yüzümden geldi.Onun için belkide kendimi bi türlü sevemiyorum.Çünkü çok çektim kendimden.Hatta zamanı geldi nefret ettim.Şu içimdeki dünya sevgisinden nefret ediyorum.İnsan ortalarda yaşayamaz.Tarafını belirlemeli.İnsanın kendisi insanın baş düşmanı gerçektende..

Keşke etrafımda kalpleri kararmamş,insaflı bi kaç insan olsa..Ne kadar çok isterdim beni  bile yola getirebilecek birini.Herkesin vicdanı kapalı örtülü.Benim bile öyle bazen.Duygularımın çoğu istismar edilince bende böyle oldum.Kimin suçu? Tabiki benim suçum.Herşeyi alttan alan Rabbime hamd olsun.Gerçekten hesap günü hangi yüzle çıkacağım huzura bilmiyorum..Allah çok bağışlayandır,esirgeyendir..Ben layık kul olamadım,olamıyorum..



Gergef gibi işler kağıdı kalem
Yapmacık gülüşler dolar etrafıma
Hüzün arkayı beşler
Yalnızlığım kaçmayı düşler
Yine batar güneş yine doğar kamer...

Bi kapı açılsa banada...Düzelir her şey rayına oturur.Ben büyürüm herşey dizginlenir.Hep o günlerin hayalini kuruyorum zaten.Çok az kaldı.Çok çalışıcam.Allah planlarımı gerçekleştirebilmem için bana kuvvet versin.Vermek istemeseydi,istemeyi vermezdi en nihayetinde.

Her zaman düzgün düşünemiyorum ama ümitliyim şimdi.Herkes gibi.Boluya gittiğimi söylemiştim dimi.bi hafta sonra falan gidiyorum gene.Şaka maka büyüdüm.Aralıkta 20 den gün alıcam.Biri deryaaaa diyince ayy canıııııımmmm canıııımmmm diyesim geliyo nidense (: yazık bana. Yerim ben kendmi ..
Boluya gidince seni ihmal edicem blöög :d özellikle istiyorum bunu.Toyo toyota toyo toyata toyooo toyotaa çıkarımmm senle her yola toyotaaa.Ben içeri gidiyim yüksek müsadenle bizimkiler çay içiyo annem beni çağırıyo.Görüşmek üzre..



4 Eylül 2010 Cumartesi

Artık yaşamak için herkesten kaçacağız

Bugün yemek yaptım.Herkeste yedi.Güzel oldu ama.Aması yok güzel oldu eminim :D dün Boluya gittik güzeldi.Abant bambaşkaydı.Cennetten bi parça sanki..

Gidip gördüklerim beni gülümsetti.O gülümsemede mutlu olmama yetti.


Sana yazasım yok hiç.Hiç konuşasım yok ne seninle nede bi başkasyıla.Susasımda yok aslında.Sustukça suskunluk dahada içine çekiyo.İçine çeken belkide umutsuzluk.Onun için sürekli film izliyorum,müzik dinliyorum istiyorumki bişeyler benim suskunluğumu bastırsın.Arkadaşlık emek istiyor.Aşk emek istiyor.Sevgi emek istiyor.Benim hiç mecalim yok.Yorgunum.Onun için susuyorum.Ve sustum..

3 Eylül 2010 Cuma

Mecnun,Mum ve Pervane

Bir gece Mecnun'un yaktığı
Bir mumun etrafında
Dönüyordu
Zavallı incecik bir pervane
Mumsa devrilmek istiyordu
Pervane yerine
Mecnun'un üstüne üstüne
Sevgili mum
Dedi Mecnun
Sevdim seni
Acıdığın için pervaneye
Bende önerirdim
Kader izin verseydi
Beni yakmanı
Onun yerine
Ama acele etme vakit var
Sayılıdır saatler dakikalar
Azrail bile senden sabırlıdır
Burada sencileyin benim de işim var
Ben herkes için
Değişik ve ayrı dozda
Soyut bir otobiyografyayım
Herkesin yaşadığı bir iç tarih
Hekesin yüreğinden geçen bir coğrafya
Gidip gidip varacakları
Fakat ulaşamayacakları
Bir panorama
Kaderin zaman zaman
Kabaran kanlara uyguladığı
Nirengi noktaları batmış
Beyaz bir karanlığa batmış
Mutsuzca mutlu bir topoğrafya

Sonra gece bitti mum söndü
Bu söyleşilerle tan atarken
Pervane Mecnun'a
Mecnun pervaneye döndü

2 Eylül 2010 Perşembe

Karanlık var,sokak var hayat var.. Ama bir şéy yok..?

saat 5i 5 geçiyor.ölesiye uykum var.Yazmaya çalışıyorum.Saçmalayabilirim.Normalde e dedim ya ölesiye uykum var.Gözlerim kapanıyor.

Hayallerle yaşanmaz,Geçmişle yaşanmaz,Ümitsiz yaşanmaz (sanki ümitle çok yaşanıyormuş gibi),bi dala tutunmadan yaşanmaz,nefes almadan yaşanmaz,darbe yemeden yaşanmaz,uyumadan yaşanmaz,hissetmeden yaşanmaz,güzel günlerin hatrıyla yaşanmaz,küçük şeylere takılmadan yaşanmaz,umursamadan yaşanmaz,gülüp geçerek bu iş olmaz,acı vermeden yaşanmaz,acı çekmeden yaşanmaz,içinde biriktirerek yaşanmaz,dışına kussan hiç olmaz,geçiştirerek yaşanmaz,kızgınlıkla yaşanmaz,tükenmiş sabırla yaşanmaz,gülüp geçerek yaşanmaz..E neyle yaşayacağm?

Bilmiyorum.Yarın çok işim var.gidiyorum..

                                                                      nbz

1 Eylül 2010 Çarşamba

Bir ben varki benim içimde benden öte benden ziyade

Bu akşam yine garip bir hüzün çöktü üstüme
Hücrem soğuk bir tek sen varsın düşlerimde
Demir kapı yine kapandı ağır ağır üzerime
Kelepçeler yine vuruldu kilit kilit yüreğime
Derin derin soluyorum seni gecelerce
Duvarlara kazıdım ismini her köşeye
Dudakların şeker gibiydi
Baldan öte baldan ziyade
Pembe pembe yanakların
Gülden öte gülden ziyade
Sabret gönül sabret
Sakın isyan etme
Bir gün elbet bitecek bu çile
İsyan etme
Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze
Orda öyle bir isim var ki
Kuldan öte kuldan ziyade
O'nu düşün o'na sığın
O senden öte benden ziyade
Bir sabah elbet güneş de doğacak penceremde
Ama bil ki ateşin hala yanacak yüreğimde
Gözyaşlarım akıp gidecek
Selden öte selden ziyade
Bir canım var vereceğim
Baldan öte baldan ziyade
Sabret gönül sabret
Sakın isyan etme
Bir gün elbet bitecek bu çile
İsyan etme
Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze
Orda öyle bir isim var ki
Kuldan öte kuldan ziyade
O'nu düşün o'na sığın
O senden öte benden ziyade
Bir ben var ki benim içimde
Benden öte benden ziyade
Bir sen var ki senin içinde
Senden öte senden ziyade
Bir ben var ki benim içimde
Benden öte benden ziyade
Bir sen var ki senin içinde
Senden öte senden ziyade

Shape Of My Heart

Mathilda: Hayat hep böyle zor mudur, yoksa sadece çocuk olduğunda mı böyle gelir?
Leon: Hep böyledir.


He deals the cards as a meditation
And those he plays never suspect
He doesn't play for the money he wins
He doesn't play for the respect
He deals the cards to find the answer
The sacred geometry of chance
The hidden law of probable outcome
The numbers lead a dance
I know that the spades are the swords of a soldier
I know that the clubs are weapons of war
I know that diamonds mean money for this art
But that's not the shape of my heart

He may play the jack of diamonds
He may lay the queen of spades
He may conceal a king in his hand
While the memory of it fades

I know that the spades are the swords of a soldier
I know that the clubs are weapons of war
I know that diamonds mean money for this art
But that's not the shape of my heart
That's not the shape, the shape of my heart

And if I told you that I loved you
You'd maybe think there's something wrong
I'm not a man of too many faces
The mask I wear is one
Those who speak know nothing
And find out to their cost
Like those who curse their luck in too many places
And those who fear are lost
I know that the spades are the swords of a soldier
I know that the clubs are weapons of war
I know that diamonds mean money for this art
But that's not the shape of my heart
That's not the shape of my heart

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Gemilerinde Ruhu Vardır Bayım


Fairouz en güzel şarkılarını bizim için söylüyor. Günler Annasız, Ranasız, Josephsiz, ve bulutsuz. Allah’ım bugün nasıl geçecek. Bir sigara daha alır mısın bayım? Ve bir ateş. Dağı taşı aşan araba gürültüleri ellerimin yanında patlıyor. Yüzüme bak.


Bu zımbırtı vücudumda delikler açsa da, sen bayım sen yanıldın elbet! Çayımızı içmeden gitme/çaysız kalma. Güneş daha sonra acıtır ellerini. Ölü değilim henüz, nede yabancı. (daha taze, daha taze) Bir mısra dökülüyor ağzımdan ama toparlayamıyorum. Nedeni yok, amansız… Gerçekten ne oldu bana bilmiyorum. Gazetelerde unutur bunu. Gri bir kan lekesi var bu işte.

 
“Aldatıldım! Aldatıldım!” Gerçek bu, her şeyim bu. Gök ötesi bir çağda yankılanan son ses. Avazım yok: Varım yoğum bundan ibaret.


O denizin tuzu ellerime düşerken içimden bir sayı tuttum, yakın mesafeden. Şüphelilik payı ruhuma işlemedi. Sonuçta kazanacaktık gökyüzünü ve özgürlüğü. Bir yalanla büyümüştüm. İhanet son noktam olamazdı ve ne zaman yakarmaya başlasam o yalan kalbime batıyordu.


Ben biliyorum artık… Gemilerinde ruhu vardır bayım…            Araksus.

29 Ağustos 2010 Pazar

Road to Perdition

eski bi film ama ben daha yeni izledim.Beğendim.Aslına bakarsan Babadan sonra izlediğim en iyi gangster filmi diyebilirim ..



28 Ağustos 2010 Cumartesi

Üç nokta

Merhabalarrr efendiiimm..Bu günki yazımızda size insan karelerinden bahsetmeye çalışacağız.Amann bunu böyle devam ettirirdim ama heeç uğraşamicam oruçlu oruçlu..Merebe blog.Bi gün yazmasam özlüyorum ne yalan söyliyim.Neyse işte geldim istanbuldayım.Ev gibisi yok orada zaman geçmiyordu.Burada çok hızlı geçiyor.Neyyyse işte iftara daha 3 saat vaaar veee bennn çok acıktım.Uçakta başıma neler geldi bi bilsen blog :D İlk uçak deneyimim çok komikti.Sadece otobüste olur dediğim geyikler meğer uçaktada oluyormuş e nede olsa türk her yerde türk :D Sallana sallana hazırlanırken uçağa zar zor yetiştim suriye sınırındaymış havalimanı hey allahım. Varan 1 uçağa bindik neyse hostesler (zavallılar :D zira o sıra onlara baya acımıştım.) hoş geldiniz efendim.Lütfen biraz hızlı olalım arkada bekleme olmasın diyordu ki bi abla paaat cevabı yapıştırdı.Bu koltuklardan daha yokmuydu biraz daha ekleseydiniz hiç geçemeseydik! Sanki uçağı hostesler yapıyomuş gibi :D yazık ya.. dedim ya çok acıdım.Varan 2 ben dış tarafa bakan kısımda oturuyordum oturduğum anda yanıma analı çocuklu 2 kişi geldi.Neyse oturdular iyi hoş kadının kolu 1buçuk saat karnıma dayanmış vaziyette duruyordu.İşkence gibiydi.Neyseki yedikleri kekten çikolatadan gofretten hep banada uzattılar,midem şenlendi :D Uçaktada ayakta gidilebiliyomuş blog.Adamın teki sürekli ayakta duruyordu.Hosteslerin gözünün içine baka baka..Sonra bide ikramlar vardı ama ne ikram:D arkada adamın teki bi soda istedi hostes 5 milyon demezmi şokkk oldum! :D sonra sıra bana geldi yok dedim mersi almıyim :D:D Allahtan bilinçliydim.Sonradan arkadaki amcayada çok acıdım.En az 30 kere kulaklığımı takıp çıkarmışımdır.Sağolsun pilotumz bilgilendirmeyi çok seven bi şahsiyetmiş.Neyse bi de koltukların arkasına konan dergiler var.Açtım okudum yarım saat konser veriliyomuş.Konser geliri ile Sanatçıları koruma barınağı açılacakmış.Blog ne günlere kaldık..

Evde ilk iftarım çok güzel geçti.Annem birsürü yemek yapmıştı.Ablamda bizdeydi.Seviyorum ya benimle hayat gerçekten güzel (: bitti bu kadar NOKTA

26 Ağustos 2010 Perşembe

..

Sen uzattığın elini tutmayan ele mi dargınsın, tutmayacak bir ele uzattığın için kendine mi kızgınsın?

bayıldım :D:D

25 Ağustos 2010 Çarşamba

dörtyüz yetmiş üçyüz yetmemiş

geceler çok uzun.ben uyumuyorum.Kitap okuyorum cips yiyorum.soda içiyorum film izlemek istiyorum ama izlemiyorum.kafama eserse yazı yazıyorum sahura kadar oturuyorum.hatta sahurdan sonra da oturuyorum.1de kalkıyorum yada 2de.Kalkıyorum işte herneyse..Yandaki resmi neden koydum..? Bi yerde okumuştum. Hergün birsürü yıldız kayıyor.Ama benim sadece bi dileğim var gibi bişeydi.Hoşuma gitmişti.Koydum işte

Blog,yazarından sıkıldın değilmi? Farkındayım sıkıldın.Yazarda kendinden sıkıldı ? Acep ne yapmalı...?

Antepteyim ama ne kebap severim nede baklava..Her gün bir yerdeyiz.Bakırcılar      çarşısı,Almacıpazarı,Aşina,İmam Çağdaş. Daha sonra Misafirlikte,yemekte orda burda işte amann..Neyseki yarın dönüyorum.Ondan sonrada boluya gidiyorum.Ama hemen gelicem Boludan.20 gün sonra tekrar gidicem.Dahada davosa gelmem! Bolu güzel memleket  .Eh işte blog kendime karşı doldum doldum ve çok fazla hırs yaptım.Ben böyle biri değilim özümde.Ama biraz hırs kötü değildir heralde.Bilirim fazlası zarar her bünyeye.

Empati diye bi kitap var blog belki bilirsin.Aslında kitabı hiiçç sevmedim.600 sayfalık kitabı sadece bi herif için okuyorum.Kitapta Elijah diye bi adam var.Hafif depresif birazda panik birazda "hafefobik".Hafefeobik nedemk lan diyebilirsn.Bende öyle dedm bunelan! şöylekiii adam dokunduğu kişilerin duygu dünyalarına hemen giriyor.İşte kitabın adı empati.Adam biraz fazla empatik.Empatik neki dediğini duyar giibyim.Bişeyide sorgulama! Sevdim yani toplu ortamlardan kaçıyor.Aşırı asosyal insanlar hep ilgimi çekmiştir.

Biri bana dayak zoruyla film izlettirsin! yeter tatil boyunca toplasan 5 film izlememişmdir.Bu güneydoğu gezimden sonra bi 5 yıl daha gezmek istemiyorum! Bu ne ya hiç bana göre değil.Aile fertlerinin kilo almam için verdikleri uğraş gerçekten içler acısı.Baklavayı sevmediğimi bildikleri halde bi tabak dolusu baklava getirmişler.Sadece birini ısırdım.Aşırı ilgiden sıkılmış numarası falan yapmicam.Aksine bayılırım.Ama herşey gibi bu işinde suyunu çıkarttılar yani.

Bi haftadır sadece high hopes u dinliyorum.Adetimdir bi şarkıyı kusana kadar dinlerim.Bu şarkıya bayılıyorum.Bende Pasiflora etkisi bırakıyo.Söyleyeceğim bişey kalmadı Nokta

He bu arada benim aklımın tavanı yok benden adam olur.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Öyle insanlar vardır ki; Lağıma düşseler,lağımı kirletirler

Bugün biri dokunsa oturup ağlayabilirim.Hani derler ya "dışım orhan içim Müslüm".Onca şeye şahit oluyorsun ama genede yaşamaya devam ediyorsun hiç birşey olmamış gibi.Başından geçenler seni darmadağın ediyor.Mahvoluyorsun.Sonra hayat topla kendini diyor.Bir süre toplayamıyorsun.Serkeş serkeş geziyorsun ortalıkta.Sonunu göremiyorsun.Evet şuan sonumu göremiyorum.Korkuyorum.


Bu başlık altında başka hiçbişey söylemek istemiyorum aslında ama çok yazasım var.İftardayken karar verdim yazmaya.Duygu yoğunluğu falan yaşadığım yok sadece yazıp tüketirsem acım biter diye düşünüyorum.Yazıyorum işte öylesine.Bi kaç gündür Pakistan daki seli ve oradaki insanları düşünüyorum.Sonra aklıma 17 Ağustos geliyor.Deprem olduğu zaman köydeydim.Gece 3'te uyandım Annemden su istedim yerli yersiz korkmuştum sanki yerin altından sesler geliyordu.Annem kapat gözünü uyu demişti hiçbişey yok korkma..Uyudum bende.Sonra sabahın 6sında telefonlar çalmaya başladı.Deprem olmuştu.Daha önce hiç duymadığım bişeydi.Hiçte anlam verememiştim.Coğrafya bilgim dağ,taş ,ovayla sınırlıydı.Haberlerde gördüklerim karşısında dehşete düşmüştüm.Küçüktüm.Neyseki aile fertlerinden kimseye bişey olmamıştı.Nede olsa ateş düştüğü yeri yakıyordu.Küçücük çocukları enkazdan çıkartışlarını izlemiştik.Ama sadece  izlemiştik.Dedim ya ateş düştüğü yeri yakıyordu.Daha sonra İstanbul'a döndük herkes depremden bahsediyordu.Herkes. Sonra bir an durdum ve dedimki keşke deprem olsada görsem.Bizde çok etkilendik Ablamla yüklükleri devirir lafta enkaz altında kalırdık ve bigün deprem oldu.Balkondan bakmaya boyum yetmediği için yere yatmış balkon korkuluklarının altından dışarıyı izliyordum.Herkes dşarıya çıktı.Öyle korkmuştumki donup kaldım.Annem geldi beni kaptığı gibi kucağına aldı ve sonra dışarı çıktık.Çok korkmuştum,çok etkilenmiştim..Bi daha depremin bahsini bile açmadık.Oradaki çocukları düşündüm ve çok üzüldüm.Neden bahsediyorumki bunlardan.Çok üzüldüm işte belki ondan.







Orada o kadar masum insan sular altında can veriyor.Burada referandumdu,oydu buydu millet kendinden geçmiş saydırıyor.Bizde aklımıza gelince işte böyle vah vahh der geçeriz.Her zaman yaptığımız gibi.Diğerlerini söylemeye dilim varmıyor bile.Böyleyken böyle işte..


"kaçan bir gol kadar üzülmedik değil mi? ölürken çocuklar o güzel afrika’da"

22 Ağustos 2010 Pazar

ibrahim tenekeci

İyi olan değil hızlı olan kazansın..Sadece çabucak ölmek istemiyoruz. Hatta hiç ölmek istemiyoruz. Mümkün olsa,ömrümüzü uzatmak için canımızı vereceğiz.

Anladımki anlamak yetmiyor

' anladım,,, ağaçlar toprağa acı verdikçe büyüyorlar...'
ne yazık baktıkça içimizi açan ağaçlar çiçekler toprağa acı vermek zorundalar... ya acı vermek zorundalar ya da ağaç olamayacaklar... ilginç ki 2.sini seçen bir tohum yeryüzüne inmemiş... demek kural bu... demek kanun bu... o halde sen kime acı vererek büyüyeceksin ona bak... lütfen çabuk ve hızlı olsun.


M.A

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Hayır,bence ben hayatı yanlış anladım!

Hiç tadım yok.Hiçbişey istemiyorum.Sürekli uyuyorum,uyurken terliyorum iyice strese giriyorum.Kendimi başka bi boyuttan getirilip bu dünyaya fırlatılmış gibi hissediyorum.Neden diyeceksin? Farklı olmayamı çalışıyosun? Biliyomusun bu soruyu kendime çok sordum cevap kendiliğinden geldi..Normal değilim biliyorum ama farklı hiç değilim.Herkes gibiyim,sen gibiyim..bilmiyorum belkide değilim..zaten herkes gibi olmak zorundada değilim.Mutlu olduğum zamanları özlüyorum.Ama tebessüm etmeyeli o kadar çok zaman geçitiki mutlu anlarımda belleğimden silinmek üzereler teker teker..Bu aciz hallerimden nefret ediyorum.Bi daha sevemem dedi bana.Bi kaç gün önce aynı soruyu bana sormuştu..Beni bi daha sevemezmisin..? Bu saçmalığa daha ne kadar katlanabileceğimi merak etmiyo değildim hani ve sonunda patladım.Bir insanın hayatından bu kadar çalınırmı? Ya ben neden böyle ucuz insanlar üzerine hayal kuruyorum.İnsanları hayatında zorla tutamazsın.Bırak gitsinler.Eskiden herşey ne kadar kolaydı.Sakızımdan çıkan dövmeleri biriktirirdim.Renkli renkli kalemlerimi,Sokaktaki çocuklardan topladığım misketleri..Annemden istediğim 5o binle sakız alırdım.Yemek vakti eve gitmemek için sandiviç yaptırır Ezgiyle o boş arsada yerdik.Piknik derdik adına.Gece yarılarına kadar bisiklete binerdik.Dar sokaklarda bağıra çağıra..Mutluluk buymuş..Zamanında bende mutluymuşum meğer. herkes gibi,siz gibi,sen gibi..




Şimdi bu kadar yaşanmışlıkla bu dünyada nasıl mutlu olabilirim biri bana söylesin lütfen..Halden anlamazlar ordusuyla sırt sırta yaşarken nasıl mutlu olabilirim? İnsanların menfaatlerini karşılayamazken nasıl mutlu olabilriim? Onlar gibi olamazken nasıl mutlu olabilirim? Umud etmek güzel.Bu şehirden gidince belki mutlu olurum.Yada bu dünyadan gidince..Ümitler içindeyim çok şükürki ölüm var demiş Ziya Osman Saba ne güzel söylemiş..Bi düşünsene herşeyin bu dünyadan ibaret olduğunu..Herkes hırs delisi olurdu.Her tarafımız büzüş büzüş gezerdik..Ölmüyosunda çekiceksin o eziyeti..Bi düşünsene ne kötü..Bizde ahirette mutlu oluruz.


rabbim nihayet sana itaat edeceğiz...
artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
belki bir sabah vakti, belki gece yarısı,
artık nefes almayı bırakıp gideceğiz... 


ben, artık korkmuyorum; herşeyde bir hikmet var,
gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar
belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar,
birer ağaç altında sevgilimiz, annemiz,


gece el değmemiş semâ, dalga bilmeyen deniz,
en güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz
ümitler içindeyim; çok şükür, öleceğiz..

19 Ağustos 2010 Perşembe

-

Sükut eyledim,''Kahrı var'' dediler.
Biraz söyledim,''Zehri  var"  dediler.
Sustum, kahrından susuyor dediler;
biraz konuştum,zehrini kusuyor dediler.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

benkibaşlıkyazmamaktanhiçusanmam..

Keşke hayatımın bazı bölümleri için şunları söyleyebilseydim,
"Bunlar montaj"

Yılmaz Odabaşı-Yüzünü Aradım Geçtim yazısından

Birbirini tekrarlayan günlerin yaslı boğuntusunda nedir aradıkları insanların? Bu koşuşturmada, bin telaşla herkes birileriyle bir mutluluk düşü kuruyor; o düşle ıslanıyor, o düşle uyuyup uyanıyorlar; sonra düşleri de yakıyor günler. Bu kez yeni bir düş daha kuruyorlar; sonra bir daha, bir daha!


Bütün düşleri yakıyor günler…


Yaşam yanılmanın, insanlar yanıltmanın ustası oldukça, yine yeni düşler deniyor ve deneniyorlar…İşte her düşün peşine bir şarkıyı takıyorlar. Düş gidiyor, peşisıra şarkı da…Birde(n) paramparça oluşunu görüyorlar düşlerin.Her düşle bir şarkıyı yakıyorlar… Şarkılar yakıyorlar, şarkılar yakıyorlar; şarkılar onları yakıyor sonra.


/İnsan,

insanın diyalektiğine tükürüyor; insanı yakıyorlar!/ 

Merebe blog !

Şu an Antepteyim.Zaman denen zımbırtı bi türlü geçmek bilmiyor.Aslında çok hoş bir yer burası hem tarihi hem modern ama memleketim de memleketim yani.Herneyse hayatımda bir sürü değişiklik olacak gibi gözüküyor.Ama öyle isteksizimki anlatamam.Nötrüm tamamen hiç bişey hissetmiyorum.Hiç bişey yapmak istemiyorum.Sadece bi an önce kış gelsin istiyorum bide desibelimi görmek istiyorum onu o kadar özledimki anlatamam.Halbuki ne planlarımız vardı.Ramazanda neler yapıcaktık.Hayat işte yarın ne olacağını bilmiyorsun.Bence yaşama heyecan katan bişey bu ve çok güzel.Evet yarın ne olacağını bilmiyorum ve bu beni mutlu ediyor.Yeni ilgi alanım yarın..

Burnuma miss gibi yemek kokuları geliyor.Acıktımmı? Acıkmadım.. Sanırım ben her şekilde yiyebilenlerdenim.Bir ara kendimi baya dağıtmıştım.Gerçi hala toparlayabildim sayılmaz.Ama kendimi hırpalamaktan vazgeçeli çok oldu.Ben kendi kendime acı çektirmekten zevk alan bi mazoşisttim.Yastığa kafamı koyduğum anda kafamdan tonlarca şey geçerdi.Morelimi alt üst edebilecek tonlarca şey ve tabiki uyuyamazdım.Uykularım hep tilki uykusu gibiydi.Herşey daha farklı olacak.Çünkü iyi hissediyorum (: Biraz önce telefon çaldı ve uçak biletimi ayırttıklarını söylediler.Hemde belirlenen tarihten 2 gün önce eve döneceğim yeppaaaa.

Herneyse blog gezip gördüklerimi eve dönünce eklemeyi düşünüyorum.Yakında yeni mekanım bolu.Bakalım üniversite hayatı nasıl geçecek.Heyecanlı değilim ama yeni insanlar tanıyacağım için mutluyum.İnsan işte sosyal varlık.Film izlemeyi düşünüyorum birazdan.Inception da vizyona girmiş.İstanbula dönünce fırsat olursa gidip izlerim.Desibelle gideriz artık.Desibelim benim canım arkadaşım.Yavan ve samimiyetsiz olan herşeyi hayatımdan çıkarmaya çalışıyorum.Basiretsizliğimden sıyrılıp bunu büyük oranda gerçekleştirdim.İnsanın hayatta en fazla kaç kişiye ihtiyacı olabilirki..Kuru kalabalık kuru gürültü yapar.Baş ağrıtır,can sıkar..Nabız kalbine format atıyor %99...

17 Ağustos 2010 Salı

..

Ecevit öldü hepimiz solcu olduk! Barış Akarsu öldü hepimiz rock'cı olduk! Hrant Dink öldü hepimiz ermeni olduk! Muhsin Yazıcıoğlu öldü hepimiz ülkücü olduk! Türkan Saylan öldü hepimiz laik olduk ! Allah Bülent Ersoy a uzun ömür versin

15 Ağustos 2010 Pazar

başlıkyazmaktanbıktım





insan sevildiğini sandığı için aşık oluyormuş..
-beni sanıyor musun?
-sanıyorum. 


..
bazı şeyler hayalgücüme gidiyor.

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Katıksız bir düş


Mutluluk...Milyarlarca insanı binlerce yıldır peşinden sürüklüyor.Yetmiyor, bizler erişmeye çalıştıkça o köşe bucak kaçıyor.Neki asırlardır bu mutlululuk,mutluluk dedikleri ?..Varmı bir tanımlaması,lugatta bir anlamı?Yada varmı formül kitaplarında bir formülü? Paramı?, Kadınmı?, İşmi?, Aşmı?, Ailemi?, Çocukmu?, Ruhmu?, Bedenmi?, Aşkmı?, Makammı?, Görmekmi?, Duymakmı?, Unutmakmı? ..

Dün çok üzgündüm.Sabah kalktığımda biraz kırıktım.Öğleden sonra bir ara oturup düşündüm ve dedimki "Evet,hayattan hiç bir beklentim yok!" Sonra bir anda rahatladım.Tonlarca yük kalktı üstümden.Bitip tükenmek bilmeyen isteklerimden, yerli yersiz hayal kırıklıklarından,konuşmalarına bile tahammül edemedğim insanlardan bir anda kurtuldum.

Anladımki asıl önemli olan çok şeye sahip olsan bile az şeye ihtiyaç duymandır.Asıl bu seni yüceltir.Gürültülü ve telaşlı bir dünyada yaşıyoruz.Zaman o kadar değerliki aslında.Bu hengamede yaşamı kaçırıyoruz.Hep bi beklenti içindeyiz.Hep yarın olması gerekenler var hayatlarımızda,peki ya bu gün...? Bir yerde rastladığım  dizeler geldi aklıma

Oysa bizler bulduk birbirimizi
Yıldızların aydınlattığı buzunda havanın
Ne gündüz biliriz ne saat tanırız.
Ne erkeğiz ne kadın,ne genç nede yaşlı..
Soğuk ve değişimsizdir sonsuz varlığımız
Soğuk ve yıldız yıldız sonsuz gülüşümüz..

Kendi yaşamımızı dilediğimiz şekle sokabiliriz.İster karmaşık duruma sokarız,ister zenginleştiririz.Yolumuzu tıkayan insanlar, saçma sapan beklentiler olmadan.Sadece duayla ,sabırla.Başka insanların gölgesinden kurtulup ben olmayı başardığımda ve yaşamımı bu doğrultuda sürdürdüğümde kendi yaşamımda figüran olmaktan kurtulabilirim.Kendi doğrularımın savunucusu olurum.Ve hergece yattığımda vicdanıma hesap vermekten ziyade mutlu uyurum.Mutlu olurum..

"ben mutluyum"cümlesi hangi zaman formundadır..?
-"şimdiki zaman"
-hayır
-"gelecek zaman"
-hayır
-"geniş zaman"
-hayır
-"zaman zaman"
-belki

                                                                                                            Nabız

Uçurtma Avcısı



Aslında uzun zamandır adını duyduğum ama bi türlü okumaya fırsat bulamadığım bi kitaptı.Nihayet okuma fırsatı buldum ve okudum.İyiki de okumuşum.Filmini izlemiştim ama kitaplar her zaman daha farklı oluyor.En azından benim için.Düş dünyamın genişliğini filmler sınırlandırıyor.Bu yüzden kitap okumayı daha çok seviyorum sanırım.Herneyse..Hasan ve Emir'in arkadaşlıkları herkes gibi benide çok etkiledi.Ama kitabı okurken şunu farkettim;50 yıl önce var olan ayrılıkçı fikirler,düzenler.. herneyse başka bi ad altında hala varlığını sürdürüyor.Dünyanın neresinde olursa olsun..İnsanlar hangi ırktan,hangi dinden,hangi mezhepten olursa olsun..Eskiden bu alanlar daha genişti hiç olmazsa.Farzı misal bi ülke içerisinde..Şimdi bi ilde,bi köyde,hatta aynı evin içinde yaşayan insanlar içinde bile var.Aslında bu birazda insanlığın trajedisi..Gelelim kitaba..Kitapta en çok hoşuma giden şeylerden biride Hasanla Emir'in bi ağacın anltında kendilerine ait ufak ve içten bi dünyalarının olmasıydı..Zaman zaman onları kıskanmadım değil..


Emir'in babasına kendini ispat etmek için sürekli çırpınışlarıda içimi burktu."Hayatta hırsızlıktan büyük günah yoktur." diyor Hosseini .."Bir insanı öldürdüğün zaman bir yaşam çalmış olursun.Karısının elinden bir kocayı,çocuklarından bir babayı almış olursun.Yalan söylediğinide birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın.Hile yaptığın,birini aldattığın zaman doğruluğu,haklılığı çalmış olursun.." Çok güzel açıklamış..Afganistan'da yaşanan siyasi meselelerden sonra Emir ve Babası ülkelerini değiştiriyorlar.Daha sonra Emir kefaretini ödemek için geri dönüyor vs..

Çok hüzünlü,çok dokunaklı bir romandı ama hiç bitmesin istedim..Lakin bitti.

3 Ağustos 2010 Salı

Ben dağınık düşünüyordum bu yüzden düzenli olamadım.Tutarlı olacak kadar yüzeysel olamadım


Bu güçsüzlüğe güç yetirmek inan beni aşan bir şey.Yaptıklarını bilip hala senden caymamak garip bir şey.Bana dokunma,Yanımı senle doldurma!…İsteksizce bir teklikle kalmalıyım yalnızca.Artık yıllarca kendimden alamam hıncımı...

25 Temmuz 2010 Pazar

..

bir cizvit papazının sadakati kadar sadakat, verilecek en büyük mükafat...
ben ancak dilekçe yazabilirim...

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Ölümün Kardeşi

Ölümle aramız iyi değil ama kardeşiyle iyi anlaşıyoruz. Bizi seviyor o. Eli hep omzumuzda. Evde televizyon izliyoruz geceleri. Sabahları beraber gidiyoruz işe. Okulda yanımızda oturuyor,aynı sırada.
Gemiyi yanaştırırken, çımacımız, ameliyata girdiğimizde hemşiremiz, araba kullanırken muavinimiz. Tatile beraber çıkıyoruz. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyor. Ayrılıp gitse bile bir süre yanımızdan, eli hediyelerle dolu dönüyor tekrar. Ah o rengârenk ambalajlara sarılı kutular! Ah kardeşi ölümün; gecelerimizi kaleydoskoplara çeviren sihirbaz! Yoruldukça sokuluyor yanımıza ağır ağır, dostane tebessümü narkoz, tam indireceğiz maskesini cerrahımızın, ışıl ışıl gözlerini mahmur gözlerimize saplıyor. Seviyoruz katilimizi. Çünkü her sabah elimizden tutup kaldırıyor mezarımızdan. Güneşi altın bir madalya gibi takıyor boynumuza. "Bir gün daha yaşadınız!" diye çığlık atıyor. "İşte döndünüz hayata!"

Ölümle aramız iyi değil ama kardeşiyle iyi anlaşıyoruz. Bizi seviyor o. Eli hep omzumuzda. Bir gün göremesek onu, başımıza ağrılar giriyor. İki gün göremesek kan çekiliyor damarlarımızdan. Üç gün göremesek dayanıyor kapımıza, gülüşünü şakağımıza dayayıp boş senetleri imzalatıyor. Rakamları o seçecek, Marlon'u kıskandıran "Baba". Artık onun emrinde çalışıyoruz. Deniziz, dalgalarımızı bir bir esir alıyor. Rüzgârız, yelkenlerimizi tek tek yırtıyor. Ateşiz, kıvılcımlarımızı çil çil satıyor böceklere. Taciriz, kervanı şehrin girişinde karşılıyor hep. El koyuyor bütün mallarımıza. Yalnız o indiriyor pazara kumaşı. Tek gözü görmüyor. Heybelerin bir gözü onun. Herkesin kârına ortak. Yine de kızamıyoruz ona. Kızmak da ne, yarısını bağışlıyoruz hayatımızın. Çatırtıyla ayrılıyor ikiye karpuz. Suları çenemizden damlıyor hayatın.

Ölümle aramız iyi değil ama kardeşiyle iyi anlaşıyoruz. Bizi seviyor o. Eli hep omzumuzda. Bakın nasıl yürüyoruz gözlerimiz kapalı. Nasıl uzatıyoruz ellerimizi boşluğa. Kayıp eşyamızı arıyoruz her gece yatağımızdan kalkıp. Som altından çiviler çakıyoruz namımıza. "Somnambülizm" diyorlar işimize ne tuhaf, gözleri kapalı hüküm verenler. Hem birbirimizden ne farkımız var! Milyarlarca uyurgezer, yaşıyoruz kardeşçe. Birden uyandırmak kimin haddine! Hadi hep beraber uzatıp ellerimizi, kütüphanelere doğru yola çıkalım. Bütün gece yol alalım, sabah ezanına kadar. "es- Salâtu Hayrun min en- Nevm!" Müezzin gözkapaklarını tıklatsın. Hey kimse yok mu! İki kontrol kalemi gibi dokunsun kollarımız kalın ciltlere. Yanan kızıl ışıkları varsın olmasın gören. Kızıl ötesi dürbünümüzle vurup satırları bir bir. Avlarımızı paylaşalım. Dök çantanı o halde yere. Çevir sayfalarını sözlüğün. "U" harfine gelene kadar uyuma!

Ölümle aramız iyi değil ama kardeşiyle iyi anlaşıyoruz. Bizi seviyor o. Eli hep omzumuzda. Adı uyku. Bakalım ne yazıyor sözlüğümüz hakkında: "Dış dünyadan ve vücuttan gelen uyarıları tamamen veya kısmen etkisiz hale getirip ruhun hakkını bedene iade eden sevimli eşkıya", " Kralla soytarıyı aynı direğe bağlayan şerif", " Varlığını da yokluğunu da en şiddetli şekilde hissettiren efsanevi kahraman", " Allah'ın mazlumdan da zalimden de esirgemediği hayat iksiri", " Çeçe sineklerinin yaptığı zehirli bal"... Sözlük de sözlükmüş ha! Seviyor mu sevmiyor mu belli değil. Övüyor mu övmüyor mu? Eski Çin'de suçlular mahkum edilmiyor mu uykusuzluğa! Antik Roma'nın Makedonyalı kralı Perseus uykusuzlukla öldürülmüyor mu! Demek ki uykuya ihtiyacımız var! Uyku bir sis gibi çökmüyor mu caddelere! Çeçe sinekleri kara bulutlar gibi dönmüyor mu aklımızın üstünde! "Nevm"in başında "nun" var. O büyük balık açmış karanlık ağzını sonsuza. Atmak için gözlerimizin kapanmasını beklemiyor mu, hiçbir kervanın yanından geçmediği o derin kuyusuna. Demek uyanmaya ihtiyacımız var!

Ölümle aramız iyi değil ama kardeşiyle iyi anlaşıyoruz. Bizi seviyor o. Eli hep omzumuzda. " Uyku ölümün kardeşidir!" diyor Abdulkadir Geylâni, "Allah alır o canları öldükleri zaman, ölmeyenleri de uyuduklarında..."(Zümer,42) âyetinden çalıp elması. Üşüyoruz. Uyku aczin örtüsü dünyada. Ancak kudret eliyle sıyrılabiliyor örtü. Bütün gücümüzle haykırıyoruz: Eksikliklerden uzak olan Yüce Allah uyumaz. Melekleri de uyumaz O'nun. Cennetlikler de uyumayacaklar. "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar," diyor Hz. Peygamber. Ne hazin macerası insanın. Uyanabilmesi için ölmesi lazım! Fakat ölüyor her gece, diriliyor her sabah. En güzel uykuyu geçiyor uyanışın atı. Uyumanın en güzel tarafı uyanmak. Kıyamet koptu! Ah insan! Hâlâ kıyamet alâmetleri arıyor kitaplarda.

A.Ali Ural

22 Temmuz 2010 Perşembe

Nayııırrrrr !

Vay anasını ..Tam bi sayfa yazdım hepsi gitti yea :D .Neyse kader,kısmet,mukadderat..Sil baştan..He naber? İyiym senden naber..bende iyiyim afiyetteyim..Amanınnn çoohh sıcah yea :D .Her sabah evden çıkmamak için kendime söz veriyorum ama her gün dışardayım.Yok yok sanırım yazamicam..Msn açık hiç yazmayan tipler yazmaya başladı ..Herneysee.Bugün handanla buluştum..Oturduk konuştuk.Özlemişim.Bir sürü kitap almış bir sürü film.. Bende aldım ama hepsi duruyor..Bi gün sırası gelirde izlerim inşallah..Geçenlerde oldboyu izledim..Bayıldım filme..Dae Su ne felsefik herifmiş :D. "Gülersen dünyada seninle güler ağlarsan yalnız ağlarsın" Açtım not defterini yazdım tüm sözleri.. Neyse işte günler çabuk geçiyor.Her gün biyerlerdeyim.Şu sıcakta olmasa.. Neyse bu gün düşündümde "insanın güçlü olması değil,kendini güçlü hissetmesi önemli" oturdum buna kafa patlattım..Artık yeni hobim kafa patlatmak.Ve ben güçlüyüm ben güçlüyümm dedim.Geyiğe vurma hemen! Öyle hissediyorum NAĞĞBALIM ? Allaaahh allaaahh .Bi dahaki sefere ben mutluyum ben mutluyum demeyi düşünüyorum.Rıpiyt aftır mi! ayem hepii ayem hepii ..


Bugün ağır şeylerden bahsetmek istemiyorum..Çok kafamı yormadan,takılmadan yaşamak tabi bana göre değil.İnsan olmanın gereği aklını mantığını kullanmak..Ama arada tatile çıksalar fena olmaz..Çıkarttım tatile bendee.. Tatil güzel şey,aylaklıkta bi o kadar.Ve tabi bi yere kadar.


Bazen çok sıkılıyorum saçma sapan.Ne istiyorsun daha diyolar Allah'tan belanımı..Ne bileyimm..Başka türlü bişey demekki benim istediğim..Herkesin istekleri başka başka..Önemli olan sözle anlaşabilmek değilki zaten.Bende senin isteklerine anlam veremiyorumdur belki.. Herkes herkesi anlamak zorunda değilki..Çok sıkıcı oldu bu yazıda ..Şikayet etme.Yazıma Dae Su amcanın felsefik bi diyaloğuyla son vermek istiyorum..



"Kum tanesi yada bir taş hiç farketmez ikiside suda batar.."

10 Haziran 2010 Perşembe

Elim kırılsın bi daha dokunursam güneşe..


seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin
nazlanırsın ama bir gün gelirsin

düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı asker miyim neyim ben
ekleyip duruyorum sabahları akşama
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.
kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle.
budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
ah, unufak olsam ve desem ki
ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni.

sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.

kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe, benim için dua et:
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
doktor şükrü bey'den üç ayda bir reçete.
acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.

sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.

yakar top oynayan melekler gördüm güneşle
büyük çiftçiler gördüm dağları biçen
yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım ama
kıyıya vardığımda
kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda.

şiirler söyledim belki duyarsın diye
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
sana seslendim durdum bu küçücük odadan
acımı duy, sensin pusulam benim
ki dünya
silinmiş bir harita
gibi yabancı bana.
sorma,
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Ey Sevgili...

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süregi
Bütün törenlerin sölenlerin ayinlerin yortularin disinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layikolmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim

Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir toz bulutu gibi
Savuran yüregime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yoruldugum ayakabilarimdan degil
Ayaklarimdan belli
Lambalar egri
Aynalar akrep melegi
Zaman çarpilmis atin son hayali
Ev miras degil mirasin hayaleti
Ey gönlümün dogurdugu
Büyüttügü emzirdigi
Kus tüyünden
Ve kus südünden
Geceler ve gündüzlerde
Insanliga anit gibi yükselttigi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün siirlerde söyledigim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandim Salome'nin Belkis'in
Bosunaydi saklamaya çalismam öylesine asikarsin bellisin
Kuslar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devsirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alir sonsuzlugun haberini
Ey gönüllerin en yumusagi en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yillar geçti sapan ölümsüz iz birakti toprakta
Yildizlara uzanip hep seni sordum gece yarilarinda
Çati katlarinda bodrum katlarinda
Gölgendi gecemi aydinlatan essiz lamba
Hep Kanlica'da Emirgan'da
Kandilli'nin kursuni safaklarinda
Seninle söylesip durdum bir ömrün baharinda yazinda
simdi onun birdenbire gelen sonbaharinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Ey çagdas Kudüs (Meryem)
Ey sirrini gönlünde tasiyan Misir (Züleyha)
Ey ipeklere yumusaklik bagislayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Daglarin yikilisini gördüm bir Venüs bardaginda
Köle gibi satildim pazarlar pazarinda
Günesin sarardigini gördüm Konstantin duvarinda
Senin hayallerinle yandim düslerin civarinda
Gölgendi yansiyip duran bengisu pinarinda
Ölüm düsüncesinin beni sardigi su anda
Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuslardan ne haber vardir
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir
Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir
Yoktanda vardan da ötede bir Var vardir
Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir
O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir
Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir
Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir
Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir
Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir
Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim ..

9 Mayıs 2010 Pazar

Dingin 2

Anımsıyamıyorum hiç bişeyi..Hayal mi,gerçekmi? Ayırt edemiyorum..Hayalperest olmadım hiç bi zaman,şimdilerde hayallere tutunmadan hayatım nasıl geçer bilmiyorum.Teselli buluyorum kitaptan,şarkıdan en önemlisi yüreğimde hissettiğim biricik arkadaşımdan..Hayat adil mi? Çektiriyorlar çoğu zaman.Kimi zaman bi gün,kimi zaman bi ömür sürüyor sanki..Yada sana öyle geliyor.. Bu gün hava çok güzel ama bulunduğum yerden olsa gerek ruh halim bulutlu.Küçücük meseleleri bile kendi içimde halledemiyor olmam beni bi hayli üzüyor.O aşamaya bi türlü gelemedim.Ama bi gün geleceğim.Şu zamanlar en iyi yaptığım şey beklemek zaten.Alıştım beklerim,sende bekle (:
                                                                                Nabız selam eder...

8 Mart 2010 Pazartesi

Arada

Herşey araya giriyor aradan çıkıyor.
Arada çocuklar doğuyor,büyüyor,yürüyor.
Arada evler,evlenmeler,ölümler duruyor.
Arada yaz kış bahar,dünya dönüyor..

Biz unuturuz başka
Ölümler arada hatırlatır.
Dünyanın malını toplasakda
Bu dünyanın sonu vardır.

Zorluklar varsa arada,
İnsansın!
Engellere harcanmayan güçler ne güne
Dayat ki,yaşadığını anlayasın.

Aranarak yordamlarda bir ara
Yaşarsın.
Derken dürülür defter,başkasına gelir sıra
Sen aradan çıkarsın..

10 Şubat 2010 Çarşamba

Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
yavrum, bugün seni pek ölgün gördüm.
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,
Neş'eni ne bugün, ne de dün gördüm.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;
Bilemem, vardığın neresi, bugün?
Hergün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünün; gördüm..

Necip Fazıl Kısakürek (1926)